Kore Yarımadası'nda kriz endişesi

Kore Yarımadası'nda kriz endişesi

KUALA LUMPUR – MEHMET ÖZAY

Güney Kore’de Devlet Başkanı Park Geun-hye‘nin yakın arkadaşı ve gayriresmi danışmanı Choi Soon-sil‘in devlet belgelerine erişimi ve ülkenin önde gelen uluslararası firmalarının fonlarını kişisel çıkarları için kullanmasının ortaya çıkarılmasıyla ülkede siyasi istikrar ve toplumsal huzur darbe aldı.

Ekim ayı sonlarından itibaren giderek artan kitlesel gösteriler, 1987 yılında dönemin askeri rejimine karşı sergilenen tepkilerden sonraki en geniş katılımlı eylemler olmasıyla dikkati çekti. Başkan Park, gösterilerin başlangıcında ‘yapılan yanlışları’ kabul ederken kendisi istifa etmek yerine, oluşan siyasi krizi atlatmak adına en yakın danışmanlarının ve adalet bakanının istifasını kabul etmekle yetindi. Ancak bu istifalar toplumsal tepkinin durulması bir yana, daha da alevlenmesine sebep oldu.

Muhalefet partileri de Başkan Park’ın görev süresinin kısaltılması görüşünü reddederek, bir an önce görevden alınması konusunda parlamentoda çalışmalara başladılar. Geniş halk kesimlerinin son bir aydır ortaya koyduğu tepkiler, sadece Başkan Park’a ve aile dostuna yönelik değil; bu tepkiler aynı zamanda demokratik sistem içerisinde şeffaf yönetim ve hesap verilebilirlik ilkelerinin hakkıyla yerine getirilmemesi, halkın açıkça kandırılmasından kaynaklanıyor. Geçen cuma günü parlamentoda muhalefet partilerinin girişimiyle organize edilen başkanın görevden el çektirilmesine yönelik görüşmede 234’e karşı 56 oy alınmasında bu toplumsal tepkinin büyük etkisi var.

Erken seçim ihtimali

Bu gelişme üzerine Başkan Park, görevini Başbakan Hwang Kyo Ahn’a devrederken, parlamentonun aldığı kararın, Anayasa Mahkemesi tarafından altı ay içerisinde onaylanması bekleniyor. Bununla birlikte neredeyse iki aya varan bir süredir yaşananlar sonrasında oldukça yıpranan Başkan Park, daha önce verdiği istifa sinyalinin gereğini yerine getirebilir.

Bu ise önümüzdeki yıl sonunda yapılması beklenen genel seçimlerin öne alınıp, iki ay içerisinde yapılması anlamına geliyor. Bir süredir Hanjin, Samsung ve Lotte gibi ulusaşırı şirketlerinde yaşananlar dolayısıyla ekonomik krizle de yüzyüze bulunan Güney Kore‘yi sarsan bu siyasi kriz sadece ülkeyi değil, Kore Yarımadası’yla Doğu ve Güneydoğu Asya’yı da etkileyecek. Bununla birlikte, bu bölgenin son yıllarda ABD-Çin çekişmesinin odağında yer alması dolayısıyla mevcut krizin küresel ölçekte etkilerinin olması da beklenebilir.

Din siyaset ilişkisi

Park-Choi tanışıklığının ve ilişkilerinin yakın bir geçmişe değil, gençlik yıllarına dayandığı ve parlamento çatısı altında bulunduğu yıllarda da devam ettiği dikkate alındığında siyasi krize neden olan bu vakanın niçin bugün ortaya çıktığı sorusu üzerinde durulmayı hak ediyor.

Choi’nin Başkan Park’ın sıradan bir arkadaşı olmadığı, aksine, babası da bir kült lideri olan Choi’nin ‘olağanüstü’ addedilebilecek yetenekleriyle başkanı yönlendirmesi ve yakın çalışma çevresine kendine bağlı kişileri yerleştirmesi, bakanları ataması, hatta Kuzey Kore ile yapılan kimi anlaşmalara dahi müdahil olması, siyaset-din ilişkisinin Uzak Doğu modeline bir örneklik teşkil ediyor. Uzun bir geçmişe dayanan çıkar ilişkilerinin daha Başkan Park’ın milletvekili olduğu dönemde şekillendiği, daha önce açılan bazı soruşturmaların ‘gizli eller’ tarafından engellenmesi vb. hususlar, bu ilişkinin psiko-sosyal ve dini veçhesinin incelenmeye değer bir yanı olduğunu ortaya koyuyor.

Aile dostu Choi’nin Almanya’dan ülkeye dönmesi ve ardından göz altına alınmasından tatmin olmayan geniş kitlelerin Başkan Park’a görevden el çektirilmesi için başlattıkları gösterilere devam etmesi, parlamentoyu da harekete geçirdi. Parlamentoda Demokratik Parti’nin başını çektiği, Halk Partisi ile Adalet Partisi’nin girişimlerinin ardından başkanın aleyhine verilen önerge geçen cuma günü kabul edildi. Parlamentodaki bu süreçte dikkati çeken husus, muhalefet partilerinin gensoru önergesinin geçirilmesi için yeterli oya sahip olmamalarına rağmen, başkanın mensubu bulunduğu Milliyetçi Parti (Saenuri) üyelerinin de bu girişime beklenenden daha fazla destek sunmaları oldu.

Ban Ki-mun adaylar arasında

Parlamentodaki görüşme öncesinde muhalefet kanadından yapılan konuşmalarda, Başkan Park’ın ülkenin en yüksek siyasi makamında oturan kişi olarak görevini kötüye kullandığı, anayasayı ihlal etttiği ve kamuoyu nezdinde güven kaybına neden olduğu vurgulandı. Bu gelişme, meydanlarda başlayan sürecin parlamentoda yankı bulmasından başka bir şey değildi. Öyle ki son dönemde yapılan kamuoyu yoklamalarında Park’a destek neredeyse sıfır seviyesine kadar geriledi. Başkan Park, yerine Başbakan Hwang Kyo Ahn’ı atasa da, süreç henüz sona ermiş değil zira Park geniş kamuoyu nezdindeki güvenini yitirmiş durumda. Bu durumda başkan normal şartlar altında Anayasa Mahkemesi’nin, hakkında vereceği kararı bekleyebileceği gibi her an istifasını da sunabilir.

Bu durum, ülkede siyasi krizden normalleşmeye bir geçiş dönemi özelliği taşıyor. Ülkenin siyasi tarihinde ilk kez karşılaşılan bir durum olması dolayısıyla Park’ın yerine kimin göreve geleceği ise şimdilik belirsizliğini koruyor. Yakın zamanda yapılması beklenen seçimlerde, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği görevi yıl başında sona erecek Ban Ki-mun da başkan adaylığı için konuşulan isimlerin arasında. Başkan Park’a yakın isimlerin ne kadar şansı olabileceği ise şüpheli.

Kore Yarımadası’nda güvenlik sorunu

Güney Kore’de yaşanan siyasi krizin doğrudan başkanla ilintili olması, bölgede kriz öncesinde tanık olunan bazı önemli gelişmeler çerçevesinde bir güvenlik endişesine de yol açıyor. Bu noktada, Kuzey Kore’nin yıl içinde gerçekleştirdiği füze denemelerinin ardından, ABD-Japonya-Güney Kore arasında yeni askeri işbirlikleri gündeme geldi. Bunun somut göstergelerinden biri ABD’nin Güney Kore sınırlarına gelişmiş füzesavar sistemleri yerleştirmesi ve Japonya-Güney Kore arasında istihbarat işbirliği anlaşmaları oldu. Kore Yarımadası’ndaki her gelişmeye doğrudan taraf olan Çin yönetimi, özellikle füzesavar sistemlerinin yerleştirilmesinin yarımadada barışı zora sokacağına dair görüşünde ısrarlı.

Öte yandan, 8 Kasım’daki ABD seçimlerinden Güney Kore ile askeri işbirliğinde bazı değişiklikler öngören Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın zaferle çıkması, Güney Kore yönetiminin güvenlik politikaları konusunda endişelere neden olmuştu. Trump, kampanya döneminde aralarında Güney Kore’nin de bulunduğu ülkelerle askeri işbirliğinde sorumluluk paylaşımını gündeme getirmişti. Hiç kuşku yok ki ABD’deki yeni yönetimin dış politikasında, Doğu Asya’da güvenlik olgusunu doğrudan ilgilendiren böylesi muhtemel bir değişim, Güney Kore’yi Kuzey Kore ile mücadelede daha çok kendi askeri varlığıyla yetinmesi gibi bir durumla karşı karşıya bırakabilir. Ancak Güney Kore’de sürpriz bir gelişme olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından, Trump yönetiminin Kore Yarımadası’yla ilgili olası politikalarında yeni bir düzenlemeye gidip gitmeyeceği de merakla bekleniyor.

Bugün gelinen noktada, Güney Kore’deki siyasi kriz, bölge ülkelerince de yakından takip ediliyor. Ayrıca bu durum, Kore Yarımadası’nın güvenlik ve istikrarı başta olmak üzere bölge için genel anlamda önem taşıyor. Güney Kore’deki siyasi belirsizlik, bir süredir Kuzey Kore’nin nükleer füze denemeleri ve bu bağlamda Güney Kore’nin ABD ve Japonya ile siyasi ve askeri ittifak süreçlerini daha da ilerletmesi arayışlarında bir zaafiyet unsuru teşkil ediyor.

Öte yandan Kuzey Kore yönetimi, Güney’deki krizi bir avantaja dönüştürme yönünde bir çaba içinde olacağının ilk işaretini de, hafta sonunda bir tatbikatla gösterdi. Tüm bu süreçler, Kuzey Kore’nin tehditkâr tavrının her an sıcak bir gelişmeye neden olabileceğinin hiçbir zaman göz ardı edilemeyeceğini kanıtlıyor. Öyle ki atılacak herhangi bir olumsuz adım yarımadada zaten zor koşullarda devam eden barışı tehlikeye atabilir. Bu nedenle, bölgedeki gelişmeler, hem birincil tehdit alanı içinde bulunan Japonya hem de her türlü politika değişimine rağmen bölgesel barışı öncelemekten vazgeçmeyen ABD tarafından yakından izleniyor.

Kalkınma ve değerler çatışması

Bölgenin en gelişmiş ülkelerinin başında gelen Güney Kore’de demokratik seçimler, parlamenter sistemin varlığına rağmen, yönetim kadrolarında etik değerlerin yaygınlaştırılmadığına tanık oluyor. Bu durum, sadece son birkaç aydır ülke gündemini etkileyen bir gelişme değil. Aksine, daha önceki başkanlar döneminde de benzer gelişmelerin yaşanması, belki de Park’a yönelik tepkinin bu denli yoğun olmasına neden oldu. Güney Kore halkının, benzer ülkelerde olduğu gibi ekonomik daralma, gelir ve yaşam düzeyinde görece gerileme gibi gündelik yaşamı etkileyen gelişmelere ve yanı başında nükleer bir tehdit unsuru olan Kuzey Kore gerçeğine ek olarak bir de yöneticilerinin görev ve yetkilerini kötüye kullanmaları ve halkı kandırmalarına tanık olmaları, kapıda bekleyen toplumsal tepkinin pratiğe dökülmesine yol açtı.

Endüstrileşmiş, bilgi teknolojisini yakalamış bir toplum olma özelliğiyle tanınan ve bu anlamda bölge ülkelerince ‘model’ alınan Güney Kore’de, siyasi kadrolarca tekrar edilegelen etik dışı icraatların neden olduğu güven kaybının sadece Güney Korelilerce değil, bölge ülkelerindeki kamuoyu tarafından da takip edildiğine kuşku yok.

Güney Kore’de yaşanan bu süreçte, etik değerlerin, şeffaf yönetim taleplerinin, hesap verilebilirliğin ve adaletin başlıca ilkeler olarak toplum tarafından öncelenmesi, toplumsal barışın ekonomi alanındaki salt istatistiki verilerden ibaret olmadığını kanıtlıyor. Güney Kore halkı bu süreçte şiddete yönelmeden tepkisinde istikrarlı bir duruş sergilemenin meyvelerini topladı. Bunun yakın ve orta vadedeki neticelerini de alması muhtemel olduğu gibi, bu tutumun, benzer süreçler yaşayan bölge ülkelerindeki halklara da bir alan açacağı öngörülebilir.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir